NİSANURca* * * * * * * * *HOŞGELDİNİZ* * * * * * * * *NİSANURca
...GözleriDenizKokan... NİSANURca... - Blogcu




NİSANURca...

18/10/2009 - Toplumdaki huzuru ancak ahiret inancı sağlayabilir..

Kategorilerim: Seçtiklerim

İnsan, Yüce Rabbimizin (cc) her şeyi hizmetine verdiği en değerli varlıktır. Öyleyse insan sadece yaşayıp, eğlenip sonunda da yok olmak için yaratılmamıştır. Kurân-ı Kerimde İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?( Kıyâme Sûresi, 36) buyuruluyor. Bu da, insanın bir amaç için yaratıldığını göstermektedir.

Yine Kurân-ı Kerimin belirttiğine göre Kim zerre ağırlığınca bir iyilik yapmışsa, onun karşılığını görecektir. Kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa cezasını görecektir. (Zilzal Sûresi, 7-8)

Bu da, insanın dünyada iken her yaptığının hesabını vereceğini ispatlıyor. İslâma göre, bu dünya bir imtihan salonudur. İyiler ve kötülerin birbirinden ayrılması için insanlar bu dünyada bir sınavdan geçiriliyorlar.

Ölüm, ikinci bir doğuştur

Allah, bizi annemizin karnında dokuz ay özenle besleyip geliştirdi. Ondan sonra da doğumla bizi dünyaya gönderdi. Ölümle ikinci bir defa daha doğacağız. Durumumuz, yumurtadaki civcivin durumuna benzer. Ölümle kabuğu çatlatır, apayrı ve sonsuz bir hayata gözümüzü açarız.

Ölüm bir terhistir. Gerçek vatanımız olan cennete dönüştür. Âhirete göçmüş milyonlarca akraba, dost ve yakınlarımıza kavuşmadır.

Hakkımızı âhirette alacağız

İnsanlar zulme uğrar, hakları yenir. Malları, servetleri ellerinden alınır. Haksız yere hapse atılır. Yıllarca çile ve sıkıntı çeker. Fakat kendisi güçsüzdür. Bütün çırpınış ve didinmesine rağmen haksızlığa engel olamaz. Zalimden hakkını alamaz. Masum olduğunu kanıtlayamaz. Bu durum karşısında âhirete inancı varsa, orada bütün gerçeklerin ortaya çıkacağını, zalimden hakkının alınacağını düşünür ve teselli bulur. Yoksa bunca zulüm ve haksızlık karşısında zalimin elini kolunu sallayarak gezdiğini, kendisinin ise zulüm altında inlediğini gördükçe ruhen yıkılır. Hayatı zindana döner.

Ayrıca, hayatta, yangın, deprem, hastalık gibi musibetler eksik olmaz. Hatta bazen insanın nesi varsa hepsini alıp götürürler. Bu gibi durumlarda inançlı insan, teselli bulur ve sabreder. Kendini yiyip bitirmez. Bunalıma girmez. Çünkü, kaybettiği şeylerin kendisi için sevap kazanmaya vesile olduğunu düşünür.

Sabra vesile, günahlara perdedir

İnsan bu dünyada her istediğini elde edemez. Âhirete inanan insan, Cennette bunlara kavuşabileceğini düşünür. Teselli ve huzur bulur, iyi bir insan olmaya çalışır. Kimsenin elindekini kıskanmaz. Ruhsal bunalıma girmez. Âhirete inanan kimselerin en belirgin iki özelliği vardır:

(1) Bollukta, verdiği nimetlerden dolayı Allaha şükretmek.

(2) Sıkıntı ve darlıkta ise sabretmek ve Rabbine isyan etmemek.

Âhiret inancının daha bunlar gibi sayısız faydaları vardır.


DOÇ. DR. ABDÜLAZİZ HATİP
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/9/2009 - Hayırlı Bayramlar..

Kategorilerim: NİSANURca e-kartlar

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/8/2009 - Çocukluğum..

Kategorilerim: Seçtiklerim


Resimlerde Kaldı Çocukluğum
Hey gidi günler,acımasız yıllar.
Neydin ne oldun,
Resimlerde kaldı çocukluğum..


Saçlarıma karlar yağmış zamansız,
Bir ömür bitti anlamsız,
Soru sorma kendine,
Herşeyini yıllar aldı hiç hesapsız,
Resimlerde kaldı çocukluğum..


Şimdi ellerimde sararmış bir resim,
Daha onsekizinde,tozpembeymiş hayat,
Ak düşmüşte saçlarıma,
Bir gözlerim değişmemiş,
Resimlerde kaldı çocukluğum..
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/7/2009 - GüL PEYGAMBERiM (sav)

Kategorilerim: Seçtiklerim


Gul peygamberim,

Ummetin Sana selam gonderince, ALLAH (c.c)`in melekleri bu selami alir Sana iletirlermis, oyle ise:

Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul-i Rana !

Ya Rasulallah,

Suan elimde tuttugum kalem dahi hal-i ruhuyetimi Sana izah etmekten aciz kaliyor. Ve Sana yazdigim her kelimeyi “kelime”olarak degilde ruhumdan gelen bir duygu yuku olarak kelimelere yansitiyorum. Neye, nerden ve nasil basliyacagimi bilmeden, bir sehre ilk defa tesrif eden bir insan gibi, ben de hangi duygu selinde bogulacagimi bilmeden baslamak istiyorum acizane.

Ya Habiballah,

Gonlumun Gulu, ruhumun huzur kaynagi, guzide insan, rahmet peygamberim!
Gullere bakipta hayran olmamak olmaz, guller kokusunu da o guzelligini de Senden almistir. Kimbilir Senin cemaline bakanlar ne kadar meftun oldular Sana. Hani Ebu Cehil Sana: “Ya Muhammed ne kadar cirkinsin”demisti. Sen de sukut etmistin, Sen biliyordun ki herkes kalbinin guzelligi kadar guzelligi gorebilirdi. Ve derken Ebu Bekir (ra), sadik dostun gelmisti de Sana hayran hayran bakip, ve can-i gonulden: “Ya Rasulallah ne kadar guzelsin”demisti.

Sana Ebu Bekir(ra) gozuyle bakmayi ne kadar yeglerdim. Ben de Yesil Kubbeni seyrediyorum resimlerde. Ne kadar Ebu Bekir (ra) misali hayranlikla bakmayi beceremesemde, Senin icin kalbimin en derinliklerinde Sana ozlemim ve sevgim var. Ya Rasulallah, ne zaman dunya hayati beni cok mutlu ediyor ven ne zaman benim canimi acitiyor, o an odama kosuyor ve Senin Yesil Kubbeni bakarak agliyorum. Sanki Sen yanimdaymissin gibi Seninle konusuyor ve mutlulugu, da huznu de Seninle yasiyorum. Masuk asksiz olmaz Ya Habiballah. Yuregimdeki yanan gizli bir korsun ve insaAllah hep oyle kalacaksin.

Ey Gonuller Sultani, Ask ikliminin en Guzel Sevdasi,

Kalbimiz aciyor buralarda. Seni Sensiz yasamak zor geliyor bizlere. Senin yolunda gidenlerden yuz ceviriyor bir coklari. Islam garip baslamisti, suanda boynu bukuk devam ediyor ya Rasulallah. Bu kadar guzel bir dini guzel yasayamayan bizlere, darbe ustune darbe indiriliyor. ALLAH c.c.`a kasem olsun ki, bizler birseylerin farkina varma noktasindayiz Ya Rasulallah. Indirilen darbeler artik gozumuzu acmamiza vesile oldu biiznillah. Bu kalpler Hak`kin ve Senin askini yasadikca islam bayragida gonullerde ve bu kainatta hep dalgalanacak insaAllah.

Ya Rasulallah, yurekler Senin ozlemine bogulmus, Senin Sancaginin altinda bulusacagimiz gunu bekliyoruz.
Ne kadar gunahkar olsakta, Seni cok seviyoruz, ve sairin diliyle ”Seni Seven Senin gibi olmali” bunun da idrakindeyiz acizane.

Duygularimi dahi anlatmaktan aciz kaldigim suanlarda mektubuma son veriyorum. Ben isterdim ki Ya Rasulallah, Sana yazdigim her mektubun altina gozyaslarimla imzami atabilseydim. Fakat….

O beklenen gunde sefaatinden bizleri mahrum eyleme Sevgili Peygamberim…

Ve tekrardan…

Es-selamu aleyke Ya Rasulallah
Es-selamu aleyke Ya Habiballah
Es-selamu aleyke Ya Nebiyallah
Selam Sana Ey Gul- Rana !

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
Yorum (18) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/7/2009 - Ne kadarsan, o 'kader"sin

Kategorilerim: Seçtiklerim


Kader deyince, aklımıza yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor değil mi? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kaderi, haliyle "kötü" oluyor, "zalım felek" diye anabiliyoruz..Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime sokuyor, bize format atıyor, bizi oradan oraya sürüklüyor ama biz ona hiç itiraz edemiyoruz, tek satırını değiştiremiyoruz. 
Bu yüzden, hep kadere karşı direndiğimizi iddia ediyoruz. Yazgımıza karşı çıkıyoruz kendimizce. "Kırışıklık kaderin olmasın!" diyebiliyoruz meselâ. Sanki -bir şekilde olacaksa- kırışıksız halimizi kaderden kaçırıyormuşuz gibi. Ya da "Düş yakamdan ey kader!" dercesine ilgisizliğe mahkûm edildiğimizi varsayıyoruz. Başına acılar üşüşmüş bir kız çocuğuna bakıp "ah kadersizim!" deyiveriyoruz. Belki de "Ne halin varsa gör!" vurdumduymazlığı ile yazgımızla boğuşmaya terk edildiğimizi düşünüyoruz. Hapse düşmüşsek, "kader mahkûmu" sayıyoruz kendimizi. Madalya alanın kaderle işi yok sanki... Şampiyon olanlar kadere rağmen şampiyon oluyor gibi. "Kaderin hükmü" değil altın madalyalar. Başarıdan başarıya koşan kaderini bozuyor, yazgısının kara kutusunu parçalıyor sanki. Dik duranlar alın yazısını siliyor. Burnunun doğrusuna giden, inatçı, vurdumduymaz, aldırışsız, acımaz, karagözlüklü bir adam gibi hayal ediyoruz kaderi. Tek düze davranışlar, muhataplarını sıradanlaştırmalar... Detayları önemsememeler. Durup da bakmaz bir çocuğun gözlerinin içine... Paçalarını sıyırıp da ayağını sulara sokmaz kader...Büyük işlerin adamı, ince işlerden habersiz... Ara sıra geri dönüp de el sallamaz ardı sıra bakana... Siyah takım elbiseli. Kopkoyu camlı arabasıyla kalabalığı dağıtır gibi. 
Kader, yapıp ettiklerimizi de edemediklerimizi de, elimizden gelenleri de gelmeyenleri de, kazandıklarımızı da kaybettiklerimizi de hep birlikte kuşatan, sarıp sarmalayan şeffaf bir örtüdür oysa. Kader de bizimle birlikte nefes alıp veriyor. Göğsümüzün iniş kalkışlarına eşlik ediyor. Kalbimizin kıpırtılarınca kıpırdıyor. Eğiliyor gözlerimizin içine. Parmak uçlarımıza kadar dokunuyor. Elini omzumuza koyuyor usulca. Yokuşlarda bizimle birlikte yoruluyor. Ter döküyor yanı başımızda. Kalabalıkta gelip buluyor bizi. Kuyrukta beklerken yanaşıyor yanımıza. Ayağımız kaydığında o da kanıyor günaha. Parmakları sızlıyor bizimle birlikte. Soğukta kartopu oynuyoruz çocukça. Bizimle acıkıyor, bizimle susuyor. Seviniyor yarım çiğnenmiş çikletimizi yeniden bulduğumuzda. 
Yo, yo, öyle uzak değil bize kader. Öyle habersiz geçmiyor yanımızdan. Öyle kaygısız değil dertlerimize. Güneş ne kadar uzak görünür bize. Oysa, göz bebeklerimizin tâ içine sızmaktadır, tenimizin her noktasına dokunmaktadır. Güneş ne kadar kaygısız durur kederlerimize. Oysa, her ışıltısı sevinç bahşeder gönlümüze göğsümüze. Ne kadar da küçümser gibidir hayatımızı güneş. Oysa, her köşeye, her kıvrıma, her gölgeliğe ve aydınlığa sarılıverir. Sıcacık. "Bu kadar!" dediğimiz her köşede bekler bizi kader. Nefeslerimizi kesen "Buraya kadar!"ların eşiğinde tebessümle bakar bize kader. 
Kaderden ayıracağımız/ayıklayabileceğimiz bir şey yok ki... Kaderin bize ilgisiz kaldığı bir an yok ki.. Dediği gibi şairin (Necip Fazıl): "Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı/Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı." Beyaz kâğıt ne kadar canlı ve somutsa elimizde, "sütle yazılan yazı" o kadar taze, o kadar sıcacık. Beyazlarımızın hepsi sütün içine akıyor. Süt, beyazlarımızın hepsini içinde ağırlıyor. 
Kırışıksızlık kaderden kaçırılmış bir şey değildir meselâ. Kırışıklığı düzeltecek ilaç bulma becerisi de kaderin içinde. Herkese rağmen sivrilip ayakta durmak da, direnip sağ kalmak da kaderin hükmüne dahil. Şampiyon da mahkum kadar "kader mahkûmu". "Kitabın anası benim yanımda" diyor Rabbimiz. "Dilediğimi değiştiririm, dilediğimi sabit bırakırım." Hakkımızda, kaderimizi bile değiştirebilir sandığımız bir kaderin takdir edilmesi ne kadar sabitse, değiştiremeyeceğimizi sandığımız sabit kaderlerimizin de değiştirilebilirliği o kadar sabit. Sabit olan O'nun dilemesiyle değişebilir; değişebilen O'nun dilemesiyle sabitleşebilir. Ne olursa olsun, hep O'nun dileme sınırları içinde yürüyoruz. Yazgının anası, kaderin aslı O'nun dilemesidir. Olan olmuşsa, O'nun dilediğidir. Olmamışsa, O'nun neyi dilediğini bilemeyiz. Dilemesini bekleriz. Öyleyse, ne unutulduk, ne gözden çıkarıldık, ne de bir yazının soğukluğuna mahkûm edildik. Kader hep bizimle akıyor. Bizimle yazılıyor. Bize O'nun dilediği kendi dilediğimizce yazılıyor. 
Şu anda 'yazı'nın tam ortasına b/akıyorsun. Sen ne kadar titriyorsan 'yazı' da o kadar...
Senai Demirci
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/6/2009 - Bu günün aşıklarına ibret

Kategorilerim: Seçtiklerim


Bir gün bir derviş,

bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış.

Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları...

' Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?' diye sormuş derviş.


Uzak tarlayı işaret etmiş kız:

' Sevdiğim çalışıyor orada... Ona elma götürüyorum.'

Kaç tane' diye sormuş derviş. Kız şaşkın:

İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?' demiş...

Ve usulca koparıvermiş derviş elindeki tespihin ipini..!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/5/2009 - CENNETİ SIRTINDA TAŞIYANLAR

Kategorilerim: Seçtiklerim


20 Yılı aşkın süredir oturmakta olduğum mahallemizde, evliya olduğu söylenen asırlık bir ihtiyar vardı. İsmi pek bilinmediği için kısaca “Nur Dede” diye çağırılan bu ihtiyar, insanın karşısına hiç umulmadık zamanlarda çıkar ve kerametli sözleriyle onların dertlerine derman olurdu.

Bir gün karşılaştığımızda, kısa bir sohbetten sonra:

— “Bana da dua et dede. Dünyanın yükü, benim omuzlarımda sanki.” dedim.

Titrek elleriyle kulağımı çeker gibi yaparak:

— “Cenneti taşıyanların yanında dünyayı taşıyanların lâfı olmaz evlât”, dedi. Ve hemen sonra, Cenneti yüklenen o adamı nerede görebileceğimi tarif etmeye çalıştı.

Nur Dedenin bahsettiği kişi, yakın köylerin birinde oturan ve her cuma günü şehre gelen bir gençti. Bu bahtiyar insan, dedenin anlattığına göre son zamanlarda hep aynı binaya uğruyor ve sırtındaki o mübarek yükü, bir an bile olsun bırakmıyordu.

Nur Dede ile karşılaşmamızdan sonraki ilk cuma günü, tarif ettiği yere giderek beklemeye koyuldum. Burası, merkezî bir binanın en üst katıydı. Büroların açıldığı koridorda uzun süre gezindikten sonra, merdivenlerde ayak sesleri duydum. Atılan adımların yorgunluğu sebebiyle onların bir gence ait olduğunda tereddüt etmeme rağmen, Cennet’i taşıyan adamın geldiğini hissediyordum. Merakımı yenemeyip merdivene doğru ilerlediğimde, bir anda onunla karşı karşıya geldim. 25-30 yaşları arasında çelimsiz bir insandı ve yaşlı annesini sırtına almış vaziyette, asansörü her zaman bozuk olan işyerinin beşinci katındaki doktor muayenehanesine tırmanmaya çalışıyordu. Delikanlının annesi, güçsüz kollarını evlâdına dolamış ve işlemeli yemenisi ile çevrelediği nurlu yüzünü, hafifçe yana çevirmiş vaziyette oğlunun omuzlarına dayamıştı.

Sırtındaki mukaddes yükü rahatsız etmekten korktuğum için o gence yardım edemedim. Ama yanına yaklaşarak:

— “Allah senden razı olsun kardeşim. Cennet’i taşıdığının farkında mısın?” dedim.

Delikanlının terli ve solgun yüzü, sıcak bir tebessümle aydınlandı. Fakat nedense tek kelime bile konuşmadı. Ama Rabbim biliyor ki, o tebessümde, ömrüm boyunca hiç kimsede görmediğim bir sıcaklık ve güzellik vardı. Belki de haşir ve sırattan sonra, ebedî saadet diyarına doğru uçan Cennet insanlarının mutluluğu.

90′lı yılların hemen başında, Adapazarı’nda, Ordu Evi karşısındaki bir iş hanında yaşadığım bu hatırayı, kardeşlerimin arzusuyla kaleme aldım. O günden sonra anne veya babasına hizmet eden bir genç gördüğümde, Cennet’i taşıyan o adamı hatırlarım. Tabi ki bir de, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (S.A.V.) “Anne ve babasının ihtiyarlığına yetişip de Cennet’i kazanamayanlara şaşarım” şeklindeki mübarek sözlerini.

...alıntı...

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/5/2009 - Peygamber(s.a.v) Ziyaretinize Gelse

Kategorilerim: Seçtiklerim



 "Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı..."
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.

 Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O'nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine "düşen"ler nasıl bir telaşa kapılırlar acaba?

 Ancak bu şiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki...
"Biliyorum. Böylesine şerefli bir konuğa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doğru gelirken gördüğünüzde, O'nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an'ı mı koyacaksınız? "

Diyor ki...

 "Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?"

Diyor ki...

 "Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde?"

 Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu! İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette bir etkisi var.
Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup yoluyla ondan ona dolaşacaktır.

 Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep bulanık kalanlara ulaşacaktır.

 O yüzden, belki "senin üzerine vazife değil ki" diyeceksiniz bana ama konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum şu köşeye...

 Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var.

 Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzağa sandığının aksine aynı bugün gibi insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar, ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu. Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da şaşkınlıktan küçük dilini yutar. O çağı "saadetli" kılan O'nun varlığıydı. O'nun yaşadığı bir dönemde yaşamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı saadet...

 "Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?" diye dövünmeye kalkışmadan önce bunu bilmek gerekir. O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa olsun, ziyaretinin değerini bilen her evin değerini vermişti!
O'nu yakından tanıyanların deyişiyle "umanı umutsuzluğa düşürmeyen, güleryüzlü, yumuşak huylu, asla bağırıp çağırmayan" Peygamber'in ziyaret ettiği bir eve "bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceğim" fikri ve duygusuyla gireceğini hayal etmek ve ettirmek yanlıştır.

 Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O'na gönüllerini açmalarıdır. Yoksa yalancıktan çeki düzen verilmiş evlerini değil...
Korkuya, telaşa ne gerek var? Huysuzluğa, karamsarlığa ne gerek var? Gelen Peygamber...

 "Bir an önce gitmesini isteme" konusuna gelince... Kimsenin bu konuda başkası yerine konuşma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir sorgulama haline getirme hakkı yok.

 Çünkü...

 Gelen "sevgili"yse eğer, kim gitmesini ister?      --alıntı--

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2009 - Dua Dertliyse Gönüldendir

Kategorilerim: Seçtiklerim


DUA:
Dua edenin, 'Rabbim' demesi,
Allah'ın 'efendim' demesinin ta kendisidir...

 *Birisi her gece kalkıp Allah'ı anıyor, O'na dua ediyordu..
Şeytan ona dedi:
Ey Allah'ı çok anan kişi !
Bütün gece Allah deyip çağırmana karşılık seni buyur eden var mi?
Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin?
Adamın gönlü kirildi, başını yere koydu ve uyudu.
Rüyasında ona söyle dendi:
Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın?
Adam: Buyur diye bir cevap gelmiyor ki, kapıdan kovulmaktan korkuyorum dedi.
Bunun üzerine dendi ki ona:
Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir...
Senin yalvarışın, Allah'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır...
Senin çabaların, çareler araman, Allah'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağları çözmesindendir...
Senin korkun, sevgin, ümidin Allah'ın lutfunun kemendidir...
Senin her Yarabbî demenin altında, Allah'ın buyur demesi vardır...
Gafilin, cahilin canı, bu duadan uzaktır...
 Çünkü Yarabbî demeye izin yok ona... Ağzında da kilit var, dilinde de...
Zarara ugradığı zaman, ağlayıp, sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi...

Bununla anla ki, Allah'a dua etmeni, O'nu çağırmanı sağlayan dert,
Dünya saltanatından daha iyidir...
 
Dertsiz dua soğuktur.
Dertliyken yapılan dua gönülden kopar...

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/4/2009 - Sen düşeli beri..

Kategorilerim: Seçtiklerim


Hayalime resmin düşeli beri
Çocukluğum gençliğimin peşinde koşardı
Asırlık yollarda...
Bugün hüzünertesi günlerden
Aylardan uzlet mevsimi
Hâsılı olduğum tek mekân
Alnımın değdiği iki avuç secde yeri
Gündüzüme güneşin düşeli beri
Gecelerine hasret akşamlar
Çökerdi üzerime
Ayaklarımı dua kapılarına çekerdi
Bir ses!
Ve bir yakarış ki,
Melekler ağlardı
Ağlardı da saflarından
Aminler düşerdi yüreğime
Gözlerime mizacın düşeli beri
Bulanık bakışlı yıldızlar
Yatağına küsmüş nehirler
Dikenine mübtelâ güller
Resmediyorken şeklimi
Şemalime vururdu kavak yelleri
Kalbini okutmayan yüz bu
İşte söz bu derdiler
Yazgıma alın yazın düşeli beri
Dalından gayrı ölmenin
Acısını üleşiyor yapraklar
Dili dolanıyor bülbülllerin
Dilim dolanıyor evet
Sadece...
Göğüne bir avuç dua üfleyecek kadarım
Yıldızlarımı söndürme ne olur
Denizime vuran yüz sen ol
Güvertemde yüreğin kanat çırpsın
Sesin olsun sabahımın sessizliğini delen
Yoksa haykırsamda korkarım
Yüreğime sen düşeli beri
Susuşlarım şimdi
Birbiri üzerine istif olmuş
Yakarışlarım
Vicdani azablarım
Mesinmesiz kelamlar
Beynimin şedit ufuklarını dolanan
Donuk ter zerreleri
Kaplı çehrelere
Geçmişin hülâsası çöreklenir
Sanki pişmanlıklarını uyutur sözlerim
Ve gözlerime bakışın düşeli beri
Üç asırlık uykulara kapandı
Kirpik dağlarım
Üzülme!
İhaneti yoktur huzmelerimin
Karalarına doğan güneşine
Ve eşine rastlamadığım böylesi,
Bir Cehenneme
Cenneti estiresim geliyor
Konuşun siz
Suretime çarptımı
Dört cellâdi harf,
Susturuyor işte beni
/Ö/ rselenmiş yaşanmışlığıma
/L/ âl ettim ben dilimi
/Ü/ lfetim olmadı
/M/ uhalin olmadığım dünyalara!

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Niyetiniz kartallar gibi uçmaksa, sürüngenlerle düşüp kalkmayın çünkü insan,arkadaşına benzemeye meyillidir. - Niyet, elinizdeki malzeme ile çalışır. - Niyet bozulunca sözler sancılanır. - Niyetiniz bir kristale şekil vermekse, ona uygun hassas aletler ile çalışmalısınız, marangoz testeresi ile değil. - Doğru bir niyetle başlanmayan hiçbir şey, sahibine hayır getirmez ve zararından da asla kurtulamaz. - Göz görmez ışık gördürür, aradığını niyet buldurur. - Niyet sıkıntılara göğüs gerdirir, acılara ve mahrumiyetlere sabrettirir. - Niyetiniz doğru sonuç yanlışsa, işlem hatası var demektir.

Din

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
gözleridenizkokan

Kategorilerim

  • Fotoğraflar
  • NİSANURca e-kartlar
  • Seçtiklerim
  • Tesettür
  • Videolar
  • İslam
  • İslam'da Kadın
  • Gönüldaşlarım


    kayipsehirler
    salihatkn
    sessizveda
    EsMaLaL
    endulushan
    teksin61
    meryeminguncesi
    bolahenkk
    eminegolylmz
    uyanangenclik
    edebinur
    sefertasim
    neisvarneguc
    cennetkokusu
    biralagul
    hidayetsaati
    hayalgunlugu1
    NuruAhsen
    SedatReisVatansever
    kalpsevmektenyorulmaz
    kureysi
    kubraisik
    simuzer60
    sidreimunteha03
    nurluhayat
    nartn
    gozleridenizkokan
    ebrulim68
    tesetturluyum
    Yurekyanginlari
    canahmedimsav
    feyne
    mnelam
    altnsilsile
    kitabooku
    minare
    erva
    ihya
    bennur76
    azadgulu
    mucahid23
    HANDE02
    metekan
    yervemekan
    sevgiblogu
    murathan34
    drmine
    canandansevgiler
    aysuuun41
    issizim01
    boncukdevrim01
    gocmenkizi11
    ulkuatesi
    ufuk2009
    sevinlibebek
    vaktivisal
    havfvereca
    keremcem130
    askimakber
    beyanulkuran
    islamsaadettir
    kurantevhidsunnet
    8cennet
    hayatadairhayat
    dildedua
    GercekYoLislam
    refreff
    barbarossfm
    aydogdu1
    abdullahq
    guzidesahabeler
    sabri61
    NİSANURca




    Site Tasarım: NİSANURca

    islam Allah(c.c) Muhammed(sav) dini bilgiler müslüman

    islam Allah(c.c) Muhammed(sav) dini bilgiler müslüman